Uzun Saçın Getirdiği Mucize

August 9, 2017

Published in Istanbul Art News August 2017 issue in Turkish.

 

1997 senesinde Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde lise birinci sınıftaydım. Anne ve babamın fen bilimleri öğretmeni olması sanat ve edebiyata olan ilgime rağmen, fen-matematik sınıfını seçmeme neden olmuştu.

Üniversite sınavı yaklaşırken bir çözüm yolu arıyordum, mühendis olmak istemiyor, ama sanatçı nasıl olunur bilmediğim ve bu isteğimi adlandıramadığım için başka bir seçenek de göremiyordum.

O son Bahar günü yine bir matematik dersinde, tüm planlarımın değişeceğinden habersiz matematik denklemleriyle uğraşırken sınıfın kapısı çaldı. Okulumuzun resim öğretmeni Ali Rıza Özlü meraklı bakışlarımız arasında yanında bir kişiyle sınıfa girdi ve matematik öğretmenimizden izin alıp beni dışarıya çağırdı. Ali Rıza Bey’in yanındaki kişi, 5.Istanbul Bienali sanatçılarından Eglė Rakauskaitė idi. Rakauskaitė, Darphane-I Amire’de gerçekleşecek bienal performansı için uzun saçlı kız öğrenciler arıyor ve beni performansında yer almak üzere davet ediyordu. Bu daveti hemen Kabul ettim ve akabindeki haftasonu Darphane-iAmire’deydim. Gün içinde belli aralıklarla tekrarladığımız performansta on iki genç kız sırtlarımız birbirine dönük, uzun beyaz elbiseler içinde bir grup halinde duruyorduk. Uzun saçlarımız örgülüydü ve saçlarımızdaki kurdelalar bizibirbirimize bağlıyordu; ataerkil kültürün oluşturduğu yapının kurallarına gore yaşayan masum ve itaatkar kadınları temsil ettiğimiz bu performansı, elimizdeki makaslarla saçlarımızdaki kurdelaları keserek sonlandırıyorduk.

Belki çağdaş sanatlarla ilk kez tanıştığım, belki de bu tanışıklığa benim için anlam ifade eden bir performansın parçası olarak başladığım için, o bienalde gördüğüm eserler hafızamda halen oldukça canlıdır; CarstenHöller’in uçuş aygıtı, Louise Bourgeois’nin örümcek heykeli, Halil Altındere’nin büyütülmüş kağıt paranın üstünde yüzünü kapatmış Atatürk’ü ve nüfus kağıdı üzerine çeşitlemeleri, Cristina Mateus’un çığlık videosu, Janine Antoni’nin birbirine dikilmiş tırnakları ve Sophia Kosmaoglou’nun piranaları… Sadece eserlerden değil, bienalin atmosferi ve gördüğüm, konuştuğum insanlardan da çok etkilenmiştim; örneği no gün tanıştığım ve elindeki kağıtlara aydınlatma mekanizması için taslaklar çizen bir endüstri ürünleri tasarımcısı, bana tasarımı anlatan ilk kişiydi.


O haftasonu bittiğinde, uzun süreden sonra ilk defa nefes aldığımı hatırlıyorum, kendimi ifade edebileceğim alanı ve yapmak istediğim mesleği bulmuştum; resim öğretmenimiz Ali Rıza Bey’in de cesaretlendirmesiyle güzel sanatlar okumaya karar verdim. Ailemi bu karara ikna etmem uzun zaman aldı, ancak ben birkaç gün içinde bir kurs bulmuş ve ilk çizgilerimi çizmeye başlamıştım bile. Ciddi bir çaba sonunda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü’ne girdim.

Anlatacaklarım burada bitmiyor. Yıllar sonra, Londra’da grafik tasarımcı olarak çalıştığım Barnbrook Tasarım Stüdyosu’nda IKSV’den bir e-posta aldık. Istanbul Bienali koordinatörü Bige Örer ve yazar Süreyyya Evren, çocuklara İstanbul Bienallerini anlatan bir kitap hazırlıyor ve bize bu kitabı tasarlamamızı teklif ediyordu. O e-postayı okuduğumda hissettiklerim tarifsizdir; 5.İstanbul Bienali hayatımı değiştirmişti ve bu defa İstanbul bienallerini anlatan ve başka çocukların hayatını değiştirebilecek bu kitabı tasarlama şansı bana veriliyordu.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload